Loading...

dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR Language: Turkish Akademik Tarih
135 posts
1,543 followers
323 following

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Galileo, santa maria sopre minerva manastırı’nda, savunduğu fikirlerine artık inanmadığını ilan eden bir metin okumak zorunda kaldı. metin şöyleydi:
“ben, müteveffa floransalı vincenzo galilei’nin oğlu, yetmiş yaşındaki galileo galilei, bizzat çıktığım bu mahkemenin ve önünde diz çöktüğüm siz çok muhterem kardinallerin, sapkın fenalıklara karşın hıristiyan âleminde faaliyet gösteren büyük engizisyoncuların huzurunda, gözlerimi kendi ellerimle dokunduğum çok kutsal İncil’den ayırmadan, katolik, apostolik ve roma kutsal kilise’sinin doğru saydığı vazettiği ve öğrettiği her şeye her zaman inandığıma, şu anda da inanmakta olduğuma ve tanrı’nın inayetiyle gelecekte de inanmaya devam edeceğime yemin ederim; ama kutsal mahkeme güneş’in evrenin merkezi ve hareketsiz olduğu ve dünya’nın evrenin merkezi olmayıp hareket ettiği yönündeki yanlış görüşe bundan böyle inanmamamı ve sözle veya yazıyla bu sahte öğretiyi savunmamamı, konusu öğretinin kutsal metne aykırı olduğu bana bildirildikten sonra, bu mahkum edilmiş öğretiyi sergilediğim, hiçbir nihai çözüm belirtmesem de onun lehine çok ikna edici kanıtlar sunduğum bir kitap yazıp bastırdığım için; bu nedenden ötürü sapkın olduğum, yani güneş’in evrenin merkezinde ve hareketsiz olduğuna, dünya’nın da evrenin boyu hapis hayatı yaşamasına neden olacaktı. İşte bu nedenle siz muhterem kardinallerin ve her mümin hıristiyan’ın zihninde bana karşı haklı olarak uyanan bu şiddetli kuşkuyu silebilmek için samimi bir yürek ve sahte olmayan bir imanla yukarıda sözü edilen günahları ve sapkınlıkları ve genelde tüm günah ve sapkınlıkları ve kutsal kilise’ye aykırı girişimleri lanetliyor ve onlardan vazgeçiyorum; gelecekte hakkımda benzer kuşkular uyanmasına neden olabilecek hiçbir şeyi sözlü veya yazılı olarak açıklamamaya yemin ediyor ve bir sapkınla ya da sapkın olduğu düşünülen biriyle karşılaşırsam bu kutsal mahkeme’ye veya ikamet ettiğim yerin papazına o kişiyi ihbar edeceğimi beyan ediyorum. bu kutsal mahkeme’nin bana verdiği veya vereceği tüm kefaletleri de titizlikle ödemeyi yemin ve taahhüt ediyorum. (devami yorumda)

#tarih #galileo
1 86 22 hours ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Hitler’in dansı’nda (tiyatro) anlatıcı olanlar amaryllis, tony, linda, sabin, kevin, angie, david ve carole isimli bir gurup çocuğu canlandıran oyunculardır. bu oyuncuların anlattıkları hikâyelerin özünü de kendi çevrelerinden duydukları oluşturur. ancak onlar çocukları canlandırdıklarından, böylesi bir anlatıda gerçek bir savaş ile oynadıkları savaş oyunları arasında keskin bir fark olduğunu sezdirmezler. örneğin, linda, küçük bir kız olarak herhangi bir savaş oyunu oynamak istemez gözükür. çünkü ‘bir savaş oyununda ölmek’ oyundan çıkmak anlamına gelir. onun tony ile arasında geçen çocuksu diyalog, gerçek bir savaş ile bir savaş oyunu arasındaki önemli ilişkiyi ortaya koyar. çocuk gözüyle savaşın ne anlama geldiğini gösterir:
linda: evet, ama savaşla öldürülürsün ve bu gerçekten aptalca.
tony: evet, ama öldürülmek, hepsi bu. savaşın içinde.
linda: evet, ama öldürülüyorsun ve oyun bunun neresinde?
tony: evet, ama savaşta öldürülmezsin.
linda: evet ama ölünce oynayamazsın. eğer ölürsen hiç oynayamazsın. oynayabilir misin?

ölüm; çocuklar için varlığın sonunun gelmesidir. bu savaş oyununa karşıt olarak amaryllis, ‘düşmancılık’ isimli bir oyunu önerir. amaryllis ve sabin iki oyun lideri olarak arkadaşlarını seçeceklerdir. amaç gurupların kendilerine ait tuğlaları diğer takımdan korumaktır. bu oyunu oynarlarken yaptıkları konuşmaların bir kesiti ise, bir oyunun ötesinde çocukların paylaşmaya başladıkları İkinci dünya savaş’ı gerçeklerini ve onların savaşın bir oyun olmadığının farkında olduklarını ortaya koyar:
angie: bizim ailemiz de savaşta. annemin akrabalarından birinin kafası kopmuş. çok acımıştır.
david: benim büyük amcam top yemiş ve babam söylüyor, büyük amcam üç gün kan kaybetmiş. ölmeden önce çok sürünmüş.
tony: benim uzaktan bir kuzenimin belkemiğinin üstünden alman askeri taşıyıcı aracı geçmiş.
kevin: evet benim de uzaktan bir kuzenim vardı savaşta ölen. bir alman tankının içinde canlı canlı yanmış.
sabin: babam afrika çölünde kaybolduğunda kendi elini yemiş bir adam görmüş. adam kendi elini yerken ölmüş.
(...)


#tarih #history #worldhistory #ww2 #dünyatarihi #dünyasavaşı #türkçe
1 85 2 days ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Gerek “sağırlığın” tedavisiyle ilgili bilinen en eski kayıt gerekse bu derlemeye konu olan İye bireylerin yaşantısıyla ilgili en eski bilgi, mısır’dan ve ayrıca aynı dönemde anadolu’da yaşayan hititlerden gelmektedir. eski mısır’da mö 1500’lerde yazıldığı tahmin edilen “eber papirüsün”de sağırlık durumunda kullanılacak ilaçlardan bahsedilmektedir. bu papirüste sağırlığın tedavisinde kullanılan bir dizi ilaç sıralanmaktadır. zeytinyağı, kırmızı kurşun, yarasa kanadı, karınca yumurtası veya keçi idrarının kulağa damlatılması, içilmesi ya da bölgesel uygulanması gibi (muhtemelen daha çok dış kulak yolu hastalıklarına yönelik) tedaviler anlatılmaktadır.

romalı yazar quintilian’ın da belirttiği şekilde, işaret dilin “heroik zamanlar”dan bu yana var olduğunun bir göstergesi olarak mısır’daki mö 1200’e ait “koller papirüsü (papyrus koller)”nde bir din adamının sağırların diline saygı göstererek ona işaretleşmeyle cevap vermesi gerektiği belirtilmektedir. aynı tarihlerde anadolu’da hitit sarayında işaret diliyle dini törenleri idare eden “sağırların” olduğu da bilinmektedir. mö 6. yüzyılda yaşayan ve kâhinlik yapan bir delfili rahibenin “dilsizlerin dilini bilmek ve konuşmalarını anlamak” ile övündüğü herodot tarihinde yazılıdır. görüleceği üzere İye bireylerin tarihte görünürlük kazanmalarında işaret dili önemli bir unsur olmuştur. eski mısır’da (ve belki de dini törenleri idare eder olduklarından yola çıkarak hitit devleti’nde) İye bireylerin farklı iletişim kurma yeteneklerinin olması, onlara bir kutsiyet atfedilerek saygı gösteriliyor olması mümkündür. ancak bu durum daha sonraki yüzyıllarda hiçbir medeniyet ve devlette görülen bir durum değildir.

#tarih #history #mısır #egypt #ancient #dünyatarihi #worldhistory #türkçe
0 63 3 days ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Guy de chauliac
dt: 1300
öt: 1368
İsmi: g***o de cauliaco ya da guigo de cauliaco
eseri: inventorium sive collectorium in parte chirurgicalis medicinae, 1363.

orta çağ'ın en ünlü doktorlarından birisidir. tıp adına önemli bir kitap yazmıştır, tarihçe niteliğindedir ve 300 yıldan fazla bir süre boyunca bu kitap tıbba hizmet etmiştir, çokça yararlanılmıştır.

fransa'nın auvergne kentinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. guy, ilerde tanınacak birisi olabilecek kadar zeki birisiydi. dönemin elit insanları ondaki bu cevheri fark ettiler ve ona akademik açıdan yardımda bulunmayı ihmal etmediler. çalışmalarına toulouse'da başlayan guy, daha sonra saygın bir üniversite olan montpellier üniversitesi'ne gitti. raymond de moleriis vesayeti altında tıpta yüksek lisans derecesi için 6 yıllık bir çalışmaya tâbi tutuldu. bir süre sonra, tıp açısından belli bir popülariteye sahip olan bologna üniversitesi'ne taşındı. bologna'da anatomi üzerine kendini geliştiren guy, burada bazı önemli cerrahlardan bir şeyler öğrense de bununla yeterli kalmamış, kendini sürekli geliştirmeye yönelik çalışmalarda bulunmuş.

bologna'dan ayrıldıktan sonra lyon'a gitmeden önce paris'te biraz zaman geçirdi. tıp çalışmalarına ek olarak guy, dini açıdan emirler aldı ve lyon'da bazı görevlerde bulundu. kendini tıpta geliştirmeye de zaman ayırdı ve çalışmalarına devam etti. 10 yılın ardından avignon'a gitti. 1342 yılının mart ayında, vi. clement tarafından özel doktoru olarak atandı. 1348 yılında fransa'da yaşanan "kara ölüm" adıyla anılan veba salgınına tanıklık etti. bu vakada saraydakilerin üçte biri hayatta kalabildi, vi. clement de hayatta kalanlardandı. bu olayın ardından guy, bu tecrübeyi yaşayanlarla birlikte not etti, üzerinde çalıştı ve yapıtında buna yer verdi.

günlerinin geri kalanını avignon'da geçirdi ve çalışmalarını burada sürdürdü.

#tarih #history #guydechauliac #türkçe #dünyatarihi
0 45 3 days ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
New york ile kanada'ın doğu kıyısındaki newfoundland adası arasında bir telgraf hattının kurulabilmesi için ön çalışmalar 1850 yılında başlar. asıl hedef ise, new foundland ile İrlanda'nın batı kıyısındaki valentia kenti arasında bir denizaltı kablosunu döşeyebilmektir. bu yönde ilk fiili adımlar 1856'da atılır. samuel morse'un da ortaklarından biri olduğu 350.000 sterlin sermayeli atlantik telgraf Şirketi'ni kurarak bu iş için kolları sıvar. sonraki yıl, iki İngiliz firması, 3'er km'lik parçalardan oluşan bakır kabloların yapımına başlar. öte yandan, amerikan deniz kuvvetleri niagara, İngiliz kraliyet donanması da agamemnon gemisini bu iş için görevlendirir. kablo döşeme işinin valentia'dan atlas okyanusu'nun ortasına kadarki kısmı niagara, buradan new foundland adasına kadarki kısmı da agamemnon'un görevidir.

atlantik'in altına kablo döşenmesi, o zamanın şartlarında elbette ki kolay değildir. nitekim kabloların kopması, arızalar, kabloların kısa devre yapması gibi sorunlarla yıllarca boğuşulur.

en sonunda, 5 ağustos 1858'de kabloların döşenmesi başarıyla sonuçlansa da, iletilen mesaj sayısı 400'ü bile bulmadan, 1 eylül 1858'de, okyanusun altındaki kabloda onarılamayacak bir arıza meydana gelir. bu büyük hayal kırıklığının ardından kollar 1865'te tekrar sıvanır. bu kez kullanılan kabloların kalınlığı, öncekine oranla tam 3 mislidir ve daha sağlam korunmuştur. kablonun döşenmesi ile görevlendirilen gemi ise, o zamanlar dünyanın en büyük gemisi olan great eastern'dir. ancak sonuç yine başarısızlıktır. hâl böyle olunca, bu iş için finansman bulmak da güçleşir. bu amaçla anglo-amerikan telgraf şirketi adında yeni bir şirket kurulur ve yeniden kablo üretilir.

çalışmalar en nihayet, 10 yılın sonunda 7 eylül 1866'da başarıyla sonuçlanır.

#tarih #history #dünyatarihi #telgraf #telegraph #türkçe
0 50 5 days ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu mustafa kemal atatürk, temmuz 1933'te İstanbul üniversitesi'ni ziyaret etti. dönemin eğitim bakanı reşit galip, ülkelerindeki baskı nedeniyle kaçan alman akademisyenlerin üniversiteye katılmaları konusunda planları düzenledi.

1930'ların ortalarında yüzlerce alman bilim insanı n**i hükümeti tarafından akademik görevlerinden alınmıştı. bunların birçoğu abd ve birleşik krallık gibi gelişmiş ülkelere göç etti. bunların dışında 300 akademisyen, ki önemli fizikçiler de dahil olmak üzere, kimsenin tahmin edemeyeceği bir ülkeye sığınmıştı: türkiye'ye, gelişmeye çalışan ve son derece istekli genç bir ülkeye... almanya'dan ayrılan, göç eden 129 ünlü fizikçiden 6'sı türkiye'ye sığınmıştı.

osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden, dünya savaşından ve de bağımsızlık mücadelesinden sonra 1923'te türkiye cumhuriyeti kurulmuştu. yeni "genç" devletin ilk cumhurbaşkanı mustafa kemal, hemen modernleşme ve laikleşme girişimini başlattı ve bu doğrultuda her anlamda kalkınma için reformlar düzenlendi: kadınlara oy hakkının verilmesi, egemenliğin halka verilmesi, din ve devlet işlerinin ayrılması, eğitimde birliğin sağlanması ve modern bir eğitim anlayışının benimsenmesi gibi.

mustafa kemal'in eğitim gündeminin önemli bir parçası, vaktiyle adı dar-ül fünun olan ve dünya standartlarında bir araştırma ve eğitim kurumu olan İstanbul üniversitesi'ydi. türk hükümeti, başta İstanbul üniversitesi olmak üzere ülkenin bütün üniversite sistemini değerlendirmesi ve fikir alınması açısından İsviçre'li eğitim bilimi uzmanı albert malche'yi görevlendirdi.

1933'ün sonunda, 42 alman akademisyen İstanbul üniversitesi'nde çalışmaya başladı ve birçoğu almanya'da çalıştıkları ücretlere yakın veya denk bir para karşılığında 5 yıllık çalışma sözleşmesi konusunda anlaşma yaptılar.

Şüphe yok ki bu eğitim çalışması, genç ülke türkiye'ye büyük kazançlar sağladı.

#tarih #history #türkçe #german #academics #akademisyen #dünyatarihi #mustafakemalatatürk
0 126 6 days ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
"türlerin kökeni" yayımlandığında, kendi dallarında gerçekten değerli olan doğabilimcilerin çoğu darwin'in anlattıklarına kuşkuyla bakar; çünkü doğal bilimler, erek bilimin egemenliğinden kurtulmuş değildir. erekbilime karşı çıkmak, egemen ideolojiyle çalışmak demektir.
abd'li louis agassiz, 1857'de "contributions to the natural history of the united states" adlı kitabının girişinde şu görüşü dile getirir: türler, tanrı'nın düşünceleridir; tanrı onları düşündüğü sürece varolurlar ve düşünmeyi bırakınca yok olurlar.
agassiz'in "türlerin kökeni"ne karşı tutumu çok düşmancadır.
françois jules pictet 1860'ta, yeni bir organın evrimle ortaya çıktığını kendi gözleriyle görmedikçe darwin'in vardığı sonuçları benimsemeyeceğini yazarsa da, 1866'da darwin'i desteklemeye başlar.
yapıtlarıyla darwin'e kılavuzluk etmiş olan charles lyell de darwin'in anlattıklarını önce duraksayarak karşılar.
darwin'in christ's college'deyken arkadaşlık ettiği yerbilimci adam sedgwick, doğal seçme teorisi'nin ereksel nedenler ve tanrı tanımayan, maddeselci bir teori olduğunu söyler.
görüldüğü üzere darwin, bilimsel eleştirilerden çok ideolojik saldırılarla karşılaşır.

1860'larda insanın yeryüzündeki varlığının eskiliği, insanbiçimli varlıklarla benzerlikleri ve soykütüğü ile ilgili araştırmalar yayımlanır. bunlardan bazıları:
charles lyell - the geological evidences of the antiguity of human
t.h. huxley - human's place in nature
ernst haeckel - generelle morphologie schöpfungsgeschichte

1860'ların sonlarında bilimsel çevrelerin tutumu öyle değişmiştir ki, doğabilimci c. vogt, her türün başlı başına yaratıldığını hiçbir bilimcinin savunamayacağını söyler.

#tarih #history #charlesdarwin #evolution #türkçe #bilim #dünyatarihi
1 47 1 weeks ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Posterde düzanlam boyutunda n**i almanyası ordusu'na (wehrmacht) ait bir alman askeri, sırtında tüfeği, kafasında miğferi, gülen bir yüzle elini uzatmaktadır. askerin arka perdesinde aydınlık bir hava bulunmaktadır.

posterin altında İtalyanca "la germania è veramente vostra amica" (almanya gerçekten sizin dostunuz) yazısı görülmektedir.

propaganda posterinde herhangi bir metonime ihtiyaç duyulmadan bir alman askerine yer verilmiş, dost algısının oluşturulmak istendiği taraf açıkça ortaya konulmuştur. nitekim, alman askerinin gülen yüzü, elini dostça uzatması, arkasında beliren aydınlık ve daha da önemlisi posterin altında bulunan "almanya gerçekten sizin dostunuz" yazısı bir bütün olarak ele alındığında almanların olumlu yönde posterde sunulduğunu göstermektedir. almanlar posterde "dost" ve "kurtarıcı" metaforu bağlamında yer bulmaktadır. kitlelerin zihinlerinde inşa edilmek istenen mit, "almanlar gerçek dosttur, kendilerini dost olarak addeden asıl düşmanlara karşı İtalya'nın yegane kurtarıcılarıdır" şeklindedir.

#tarih #history #ww2 #worldwar #dünyasavaşı #ds2 #italy #germany #türkçe #dünyatarihi
0 46 1 weeks ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Leonardo da vinci'nin en çarpıcı tasarımlarından biri; halat ve makara sistemi vasıtasıyla hareket eden insan benzeri makine (günümüzün robotu).
leonardo insanın anatomik yapısından hareketle, onun mekanik bir karşılığını çizmiş ve insanın organlarını hareket kabiliyetini, mekanik parçalarla gerçekleştirmeye çalışmıştı... ana sinirler ve kasların işlevini leonardo'nun tasarımında halatlar ve zincirler üstleniyordu. halatların sıkılması ya da gevşetilmesi, mekanik kol ve bacakların oynatılmasını, bükülüp gevşetilmesini sağlıyordu. makinenin dış görünüşü ise, zırhlı bir savaşcıya benzemekteydi...


#tarih #history #dünyatarihi #worldhistory #leonardodavinci #türkçe
0 71 2 weeks ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Fransa’da roman katolik kilisesi’nde jansenizm olarak bilinen hareket özellikle cizvitlerin öncülük ettiği barok katolik reformasyon hareketine karşı ortaya çıkmıştır. st. augustine’nin öğretilerinden etkilenen bu hareket takdiri ilahi ve tanrı’nın inayetiyle gerçekleşen dönüşüme, duygusal dinsel bir yaşama vurgu yapmıştır. jansenizm bazen katolikliğin kalvinizm biçimi olarak adlandırılmıştır. İnsanlık durumunun günahkarlığı ve tanrı’nın merhametinin baskın egemenliği üzerinde durmuşlardır. jansenistlere göre, cizvitler roman ve fransız tiranlığının sorumlularıydı. aydınlar için ise, cizvitler baş düşmandı. çünkü 1752 ve 1758’de ansiklopedi’ye yönelik baskıların arkasında onların olduğunu düşünmekteydiler. cizvitlerin avrupa krallarını ve prenslerini katolik kilisesi içerisinde tutabilmek için gösterdikleri çabalar ahlaki gevşekliğe yol açtığından, jansenistler, cizvitlerin sert düşmanları olmuşlardır. jansenistler başlıca düşmanları cizvitlerin dağılmasından sonra siyasallaşmaya başlamıştır. İlk dört yüzyılın kilisesine dayanan nostaljik düşüncelerle kilisenin reorganizasyonunu amaçlamışlardır. jansenistler merkezi-olmayan kilise için mücadele vermişlerdir. burada şu sorulabilir: jansenistler neden aydınlanma içinde değerlendirilmelidir? çünkü onlar yeni bilgiyi arzu etmişler, daha iyi bir eğitim istemişler, batıl inanca karşıydılar, cehaleti lanetlemişler, yüksek eğitimdeki cizvit hakimiyetini kırmışlar, cizvitlerin yıkılışına katkı vermişler, skolastik eğitimlere taraftar değildiler, aydınlanma insanlarının peşinde olduğu yaygın entelektüel amaçların çoğunu paylaşıyorlardı. siyasal anlamda da jansenistler hoşgörüyü savunmaktaydılar. ayrıca xiv. louis jansenistleri “cumhuriyetçi” diye yaftalıyordu. bu bir abartı olsa dahi hareketin siyasal muhalefet potansiyeline işaret etmekteydi. onlar tahtın mutlakıyetçi iddialarına karşı çıkmışlardır. fransız devrimi’nden önce mutlakıyete karşı en önemli protestolar büyük ölçüde jansenistler tarafından organize edilmiştir.

#tarih #history #dünyatarihi #worldhistory #türkçe
0 62 2 weeks ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
Dans; insanın kendi duygu ve düşüncelerini anlatabilmesi ve toplumla iletişim kurabilmesi için anlam içeren hareketler topluluğunun, meydana getirdiği estetik ve ritmik özelliğe sahip bir yaratıcılığın sonucu olan fiziksel ve duygusal davranıştır.

İnsanlar farklı yerlerde de olsalar, belli durumlarda aynı tepkiyi veriyorlardı. yeryüzündeki varlığı devam ettiği sürece, korkuları, sevinçleri, hüzünleri olacaktı. korkuları vardı. ancak toplum halinde yaşamanın gereği olarak, güç birliği yapıyordu. korkularını yenmenin ve kendini ifade edebilmenin yolu dans ve müzikti. dans hareket, hareket ise canlılık demekti. dans ederek kötülüklerden arınıyor, güçlü bildiği nesnelerin gücünü elde ediyor, kötü bildiklerine karşı bir korunma kalkanı oluşturuyordu. bu kalkana bir de somut bir şey ekledi; “mask. maskı kullanarak ardına saklandı ve hareketlerle, müzikle, kendini, korkularını, sevinçlerini, hüzünlerini anlatmaya çalıştı.

ancak toplum halinde yaşamanın getirdiği sıkıntılar vardı: kavgalar, çekişmeler ve ölüm. hayatı boyunca ölümü yenmeye çalıştı. ölümü yenmenin yollarını aradı. ölümü yenmenin yolu hayata dokunmaktı. sesi keşfetmişti. ses nefesti, hayattı. hayata dokunmanın bir yolu da sese dokunmaktı. sesi kullanarak müzik yapıyor, hayata dokunuyor, canlılığı sağlamaya çalışıyordu. canlılığı sağlamak için, öldürmede kullandığı kutsal sopadan yararlanmak istedi. ancak işe yaramadığını görünce başka çareler aradı. gizli güçlerin varlığı inancıyla gidişi tersine çevirmek için büyüye başvurdu. büyüyü, dansı ve müziği kullanarak hayata dokundu. artık taklitten oyuna geçmişti. gün dönümlerini, yazı – kışı karşıladı, kutladı, kutsadı. dans ve müzik canlılık, hayat demekti. onunla bütünleşiyordu insanlar.


#tarih #history #dance #dans #music #müzik #sanattarihi #arthistory #türkçe
2 124 2 weeks ago

@dunyatarihi_tr

Dünya Tarihi TR
David hume (1711- 1776) din felsefesinde, öncelikle dinin kaynağıyla ilgili açıklamalarda bulunur ve dinin kökeninde, insanın mutluluğu açısından belirleyici olan nedenlerle ilgili bilgisizliği, antropomorfizm eğilimi ve gelecekle, ama özellikle de ölümle ilgili korkular bulunduğunu söyler. nedenlerden yana bilgisizlik azaldığı ölçüde, dinin etkisi ve gücünün ortadan kalkacağını savunan hume, bilimsel bilginin olgunlaşmasını ve gelişmesini beklemeden, dine saldırmaya geçer. bu ise, hume’un felsefesinin eleştirel boyutunda, sıranın metafizik ve bilimden sonra dine geldiği anlamını taşır. modern çağın ilk büyük ve en kararlı ateisti olan, genel olarak dinin özel olarak da hıristiyanlığın insan varlıklarına tarihin akışı içinde büyük zararlar verdiğinin kesinlikle kanıtlanmış olduğuna inanan hume’a göre, burada sorulması gereken iki temel soru vardır. “tanrının varoluşu kanıtlanabilir mi?” “onun doğasıyla ilgili olarak bilebileceğimiz bir şeyler var mıdır?” hume bu sorulara olumsuz bir cevap verilmesi durumunda, din ve teolojinin de tıpkı metafizik gibi ateşe atılıp yakılması, yani insanlığın onlardan bir an önce kurtarılması gerektiğini savunur. verilecek olumlu bir cevabın olmadığından emin olan filozof, önce olumlu cevapları, yani tanrı delillerini inceler, sonra da ateizmin en büyük argümanlarından birini meydana getiren ünlü “kötülük problemi”ni formüle eder. tanrı delillerine yönelik eleştirileriyle tanrının var oluşunu en azından kuşkulu hâle getirdikten sonra, kötülük problemine geçer. ve evrende varolan kötülüklerin kadir-i mutlak, her şeyi bilen yetkin bir tanrının varoluşuyla bağdaştırılamayacağını, kötülüklerin var oluşundan emin olduğumuza göre, o zaman tanrının var olmaması gerektiğini öne sürer.


#tarih #felsefe #history #felsefetarihi #philosophy #türkçe #dünyatarihi
1 68 2 weeks ago